Ali Sefünç

kez ziyaret edildi

 

  Anasayfa     Biyografi     Basın    Güncel Yazılar    Fotoğraflar

Beyin İshali

 

Acı acı çalan bir telefon zilini andıran kapı ziliyle uyanmıştı sabahın köründe. Kimdi bu münasebetsiz? Kapıyı isteksizce açtı. Karşısında duran kişi, son zamanlarda sergilediği isteksiz tavırlarla, çevresindekileri de isteksizleştiren bir arkadaşıydı.
“Hoş geldin.”
“Hoş geldim ama hoş bulmadım.”
“Ne demek bu?”
“İyi görünmüyorsun.”
“Fena sayılmam aslında.”
“Bence gerginsin.”
“Her zamankinden farklı bir halim yok.”
“Her zaman gergindin de, ben mi fark etmedim yani?”
“Yok öyle bir şey, nerden uyduruyorsun bunu?”
“Sen ima ettin ya az önce.”
“Yanlış anlamışsın.”
“Doğrusu ne peki?”
“Genelde iyi olduğumu söylemeye çalışıyordum.”
“Şu anki halinin özel olduğunu kabul ediyorsun o zaman.”
“Belki öyledir.”
“İhtiyaç duyduğunu anlamıştım zaten.”
“Neye?”
“Meditasyona... Rahatlatmanın en çok denenen yoludur...”
“Meditasyon yapmayı bilmem…”
“Ben sana öğretirim.”
“Sen meditasyondan ne anlarsın?”
“Yeni öğrendim... Tütsü var mı evde?”
“Yok.”
“Hay aksi... Ortamı çok rahatlatacaktı oysa.”
“Kuru atkestanesi veya çınar yaprağını piknik tüpte yakmaya ne dersin?”
“Saçmalama.”
“Bir sigara yakıp, küllüğe koysak olur mu?”
“Olmaz.”
“Neden? Tütsü gibi rahatlatıcı bir duman değil mi? En azından benim için...”
“Kabul edemem.”
“Piyasada sigara kokulu tütsü satılsaydı, karşı gelmezdin eminim.”
“Kafamı karıştırma. Madem tütsü yok, birkaç çeşit meyve getir bari.”
“Bu hafta pazara çıkamadım, şu an yalnızca ayva var.”
“Ayva mı? Komşulardan elma falan bulamaz mısın?”
“Ayvanın ne günahı var?”
“Birkaç kere boğazımda kalmıştı. Ayrıca ayvayı yemek başarısızlığı çağrıştırır, başarısızlık insanı bunaltır.”
“Elma’nın geçmişi daha günahkâr değil mi?”
“Tamam, ayva ve elma dışında ne bulursan kabulümdür.”
“Plastik üzüm salkımı işe yarar mı?”
“Deneyelim... Başka çare yok galiba.”
İsteksiz arkadaşının bu kadar istekli oluşu onu hayrete düşürmüştü. Plastik üzümleri onu meditasyondan caydırabilmek için önermişti ancak sonuç alabileceğini sanmıyordu. Afyonu patlamadan, kahvaltı etmeden kuşatılmış gibi hissediyordu artık kendini. Hiç hesapta olmayan bir meditasyon gerginliğinin yaşanacağı apaçıktı. Şimdi dikkat dağıtmayı denemeliydi belki de.
“Meditasyonda kıyafet zorunluluğu var mıdır?”
“Yok ama rahat bir şeyler giymeli sanırım. Niye sordun?”
“Toplu meditasyon sırasında soyunanlar olduğunu duymuştum.”
“İnanma… Striptizden değil, meditasyondan söz ediyoruz.”
“Soyunmak, rahatlamaya yol açmaz mı yani?”
“Soyunan, karşı cinsten biriyse, insana daha etkili başka rahatlama yollarını hatırlatır, konsantrasyonu bozar…”
“Demek, daha etkili diyorsun... ”
“Hadi şimdi yere otur, bağdaş kur.”
“Menüsküsüm var, dizim ağrıyor.”
“Kendini zorla.”
“Bacaklarımı bedenime yaklaştıramıyorum.”
“Bedenini bacaklarına yaklaştır öyleyse.”
“Bu kadarı yeterli mi?”
“İdare eder. Bel kemiğini ve kafanı yere 90 derece dik pozisyona getirerek otur.”
“Şimdi oldu mu?”
“Belin tamam sayılır fakat kafan arkada kalmış. Dur ben düzelteyim.”
“Ne yapıyorsun sen yahu? Canım çok acıdı, çocukluğumun mahalle berberinden betersin. Sıra enseme geldiğinde kafamı öyle bir öne ittirirdi ki, boynum kırıldı sanırdım.”
“Sahi ya, benim berber de öyleydi. Tıraştan sonra iki saat kendime gelemezdim. Özür dilerim… Boynunu kırtlatayım mı?”
“Kalsın, istemem...”
“Konsantre olmaya çalış… Gözlerini kapat, kendini o görüntüsüz karanlık boşluğun içinde hisset...”
“Tam hissedemiyorum.”
“Neden?”
“Boşlukta ışıklar patlıyor, tanımlanamayan görüntüler ve renk hareleri geziniyor. UFO görmek, böyle bir şey midir acaba?”
“Anlaşıldı, konsantrasyonun tamamen bozuldu… Her şeye yeniden başla.”
“Kaldığım yerden devam edemez miyim?”
“Edemezsin. Bozuk sütten yoğurt yapılmaz.”
“Bozuk sütün meditasyonla ne ilişkisi var?”
“Fazla uzatma, iç huzurunu mayalandır ve boşluğu hisset.”
“Tamam, şimdi boşluğu hissediyorum galiba.”
“Galiba da ne demek? Hissettiğinden emin olmalısın...”
“Emin oldum sanırım.”
“Hah şöyle... Şimdi de zihnini sustur.”
“Az önce televizyon haberlerini izledim, beyin ishali olmuş gibiyim.”
“İshalini durdur.”
“Nasıl?”
“Beynini yıka.”
“Onu şu sıralar sürekli yıkıyorlar zaten?”
“Haberler yerine duygusal bir program izleseydin keşke.”
“Dizilerle aram iyi değildir. Peki, sen o duygusal programları izliyor musun?”
“Duygularım kaldırdığı sürece takip etmeye çabalıyorum.”
“En çok hangi programı beğeniyorsun?”
“Kurt adamlarla ilgili olanını...”
“Çete, silah ve kan ağırlıklı değil mi o dizi?”
“Evet…”
“En seyredilmeyecek olanı seyrediyormuşsun. Şiddet değil, duygudan söz etmiştin az önce.”
“Öfke de duygudur.”
“Haksız sayılmazsın. Duygusallığı da kolesterol gibi, ‘iyi’ ve ‘kötü’ diye ikiye ayırmak gerekiyor sanki.”
“Keşke şu mukaddesatçı televizyonların ahlaklı dizilerinden birini izleseydin…”
“Hiç aklıma gelmedi doğrusu. ”
“Ben bir ara onların müptelasıydım. İnsanı, bilmediği acayip boyutlara sokanından, sırlar âlemi bağımlısı yapanına kadar, neredeyse tümünün…”
“Sonuç?”
“Çok hassasım galiba, bedeli ağır oldu…”
“Nasıl bir ağırlık?”
“Her dereceden akrabama ve modern görüntülü insanlara karşı inancımı yitirdim.”
“Niye?”
“Meğerse onlar ne kötü insanlarmış… Yaşlı anasını aç bırakan başı açık kız evlatları, babasını tekmeleyen kravatlı erkek evlatları, sahte vekâletnameyle mülk satan vefasız yeğenleri, kumarcı damatları, çocuklarına zulmeden sarışın anneleri seyrettikçe, psikolojim allak bullak oldu. Dünya ne kötü bir yermiş birader... Aksakallı bir kurtarıcıya veya görüntüsü mütedeyyin birilerine rastlamadığım her an gölgemden korkar oldum.”
“Çağdaşlığın canavarlaştırdığı o insanlar arasında çağdaş görünümlü arkadaşlar da var mıydı? Görüntümü nasıl buluyorsun?”
“Henüz yakın akrabalarla ilgili kötülükleri tüketmediler. Ama eminim ki, bir gün sıra çağdaş görünümlü yakın arkadaşlara da gelecektir.”
“Seni huzursuz eden bu programları bana neden öneriyorsun?”
“Bilemiyorum. Belki ben de beyin ishaline tutuldum.”
“Kanlı ve kötülüklü haber görüntülerini, kaçıncı tekrarından sonra terk edebiliyorsun?”
“Elimde değil, sonuna kadar izliyorum.”
“Sen gerçekten beyin ishali olmuşsun.”
“Biz bu konuya nerden geldik yahu?”
“Konsantrasyonum bozulmuştu da, yoğurt yapamıyordum ya…”
“Evet, biz senin bozuk konsantrasyonuna dönelim.”
“Dönelim.”
“Hayvansal belgeseller de katliam ve tecavüz sahneleriyle dolu olduğuna göre, bitkisel belgeselleri veya kumsala vuran dalgaları anımsamaya çalış.”
“Hayalimdeki kumsala marina yapılmış, bütün dalgalar kumsal yerine dalgakırana çarpıyor ancak bitkisel belgeseller işe yarayacak galiba.”
“Biraz olsun zihnini susturabildin mi?”
“Susar gibi yaptı ama arada yine bir şeyler fısıldıyor.”
“Kendine anlamsız bir kelime, yani mantra uydur.”
“En kolayı da buymuş, uydurdum bile.”
“Şimdi onu diline dola.”
“Nasıl dolayayım?”
“Yani o kelimeyi hiç durmadan tekrarla…”
“Hayatımız… Hayatımız… Hayatımız… Hayatımız…”
“İçinden tekrarla kardeşim, içinden!”
“Baştan uyarmadın ki…”
“Hem, bu anlamlı kelime de nerden çıktı şimdi?”
“Kusura bakma, daha anlamsızı aklıma gelmedi…”
“Gargara yap… Kelimeyi ağzından dolaştır, dolaştır ve…”
“Tüküreyim mi?”
“Sakın ha, yukarı çıkart!”
“Yukarısı neresi?”
“Zihnine çek kardeşim, zihnine!”
“Burun çeker gibi mi?”
“Bir şeyi de bir başka şeye benzetmesen olmaz mı?”
“Olur, tabii ki.”
“Kelimeyi beyin boşluğunda tekrarla ve hiçbir şey düşünme.”
“Düşünmeden edemiyorum.”
“Düşüncelerini askıya al çabuk!”
“Boşlukta askı göremiyorum.”
“Görünmez askıya al.”
“Gerçekten gerildim, şu meditasyondan vazgeçsek mi?”
“Olmaz… Başladık bir kere, dönüşü yok.”
“Tamam… Tamam… Şimdi birdenbire rahatlamaya başladım sanki.”
“Gerçekten mi?”
“Evet, evet… Giderek huzura kavuşuyorum.”
“Oh be, nihayet… Sakın yakaladığın huzuru bozma, kesintisiz rahatlık çok önemlidir çünkü.”
“Ben rahatladım ama sen gerildin galiba.”
“Biraz öyle oldu.”
“Meditasyon yaparsın artık...”
“Sanmıyorum… Bu kadar gerginken başaramam.”
“Böyle mi kalacaksın?”
“Meditasyon hocamı ararım, o bana telefonla reiki gönderir. Tabii kızgınlığı geçmişse...”
“Neden kızgın?”
“Başlayalı üç seans oldu, hâlâ meditasyonu beceremiyorum.”
“Beceremediğin işi neden bana yaptırmaya çalıştın?”
“Yöntemi sınamak için…”
“Konsantrasyon sorunun mu var?”
“Evet, ne yazık ki... Sahi, sen nasıl bir kerede becerdin bunu? Yoksa benim hocalığım, hocamın hocalığından daha mı iyi?”
“Bir itirafta bulunayım mı?”
“Bulun.”
“Ben de beceremedim aslında, çile bitsin diye sana yalan söyledim.”
“İtirafınla beni çok sevindirdin… Demek ki, tek kabiliyetsiz ben değilmişim.”
“Biz neden böyleyiz?”
“Ne bileyim, belki de çağımız meditasyona uygun değildir.”
“Fazla mı uyarılıyoruz?”
“Kuşkusuz…”
“Rahatlamanın, hiç mi yolu yok?”
“Gariptir ama karşı komşum çok kolay rahatlıyor.”
“Nasıl?”
“Sürekli konuşarak…”
“Hangi konuda?”
“Hiç fark etmiyor, her konuda… Adamın anıları öyle keyifli ki, kıskanmamak elde değil.”
“Bu yöntemle rahatladığını nerden biliyorsun?”
“Her esir alındığımda, ben çöktükçe, onun yüzünde güller açıyor.”
“Biz de konuşalım ve rahatlayalım öyleyse.”
“Olabilir… Hangi konuları konuşalım?”
“Tabii ki en hâkim olduğumuz konuları… Ben sana bugünün flaş haberlerini sıralayabilirim…”
"Kaç flaşlı?"
"En sönüğü beş flaşlı."
“Ben de sana korkularımdan söz ederim.”
“Sonra, siyasetçilerin erdemsiz tavırlarından bahsederiz karşılıklı.”
“İktisadi çöküntüyü unutmayalım ama…”
“2012’ye de çok az kaldı zaten… Açılan, ‘ortaya karışık’ dava o zamana kadar bitmezse, öbür tarafta bir sonuca bağlanır mı?”
“Yahu bunların hepsi olumsuz mevzular değil mi?”
“Evet, öyle…”
“İyi bir şeyler bulmaya çalışalım.”
“Kılıf uydurulmuş baskılardan uzak, hukuka yakın bir ülkede, travmasız kadrolarla yönetildiğimizi farz edelim mi? Ayrıca biraz da bilim, sanat, edebiyat, felsefe katarız hayalimize…”
“Böylece, meditasyon yapmış kadar huzurlu olabilir miyiz?”
“Bence şimdilik tek şansımız, gel biz bunu tepmeyelim. Çay demlerim, güzel bir kahvaltı ederiz… Uzakdoğu ruhundan umut kesilmez, belki hocandan reiki de gelir…”

Ali Sefünç

Bir önceki yazı

Yorumlar:

Seyma dedi ki...

Akliniza ,ruhunuza,elinize saglik ...Geceme sizin sayenizde düsünerek ,gülerek,sasirarak nokta koyuyorum..Meditasyona yardimci tütsü görevinde rol alacak meyva secimlerinden , nur yüzlülerin oynadigi benim de , gercekten sonuna kadar hayretle seyredip, sonrada kendime cok kizdigim dizilere kadar her sey o kadar güzel anlatilmis ki .....Yazinizin basinda yeralan resimdeki Bey`in yüz ifadesi de aynen su bahsedilen``isteksizlige`` cok güzel uymus ----Tesekkürler Seyma

13 Aralık 2009