Ali Sefünç

kez ziyaret edildi

 

  Anasayfa     Biyografi     Basın    Güncel Yazılar

Mantık Suyu

 

“Suya zam gelmiş.”

“Gelmişse ne olmuş?”

“Boşken anladık da, barajlar ağzına kadar dolu kardeşim.”

“Sahi, daha önce boş muydu?”

“Elbette, az kullanalım diye geçen yaz anormal  zam yapmamışlar mıydı?”

“Hafızan amma kuvvetliymiş. Bu sene de  çok yağmur yağdı be. Yazık, bütün planlar altüst oldu.”

“Hangi planlar?”

“Karadeniz’den içme suyu elde etme planları. İhale şartnamesi hazırdı oysa. Yatırım başka kuraklığa kaldı artık.”

“Nerden biliyorsun bunu?”

“Artık sanayide de içme suyu kullandırıyorlar, oradan biliyorum. Çok uğraştılar ama suyu bitiremediler.”

“Biri bana bu zammı açıklamalı.”

“Maliyetler artmıştır.”

“Ne maliyeti kardeşim? Yarısından fazlası vergi.”

“Senin vergisiz bir hayattan yana olduğunu bilmiyordum.”

“Ne alakası var? Ben dolaylı verginin aşırısına karşısıyım sadece. Çok kazanandan çok vergi alsınlar.”

“Bence mantığa uygun bir zam yapıldı.”

“Hangi mantığa?”

“Kamu idaresi mantığına... Çok para lazım.”

“Tasarruf etsinler.”

“Tasarruf devlete yakışmaz, millete yakışır.”

“Gelirim hiç artmıyor ama.”

“Tabii ki artmaz. Eve kapanmışsınız, kuruş harcamıyorsunuz. Birbirinize kazandırmadan nasıl gelir arttırabilirsiniz ki?”

“Hasta etme adamı, param yok ki harcayayım! Son emre rağmen kalan paramı kimseye kaptırmayacağım.”

“Hangi emir? Askerler yine muhtıra mı verdi yoksa?”

“Yok yahu. TOBB başkanının emrini diyorum. ‘Eve kapanmayın, pazara çıkın!’ dedi ya...”

“Helal olsun be, iyi akıl vermiş.”

“Emir cümlesiyle akıl mı verilir?”

“Emreder tabii ki. Bu halk ricadan ne anlar?”

“Mantığın da suyunu çıkardın en sonunda.”

“Paran kıymetliyse, çevrendeki her şeyin suyunu çıkartıp kullan, zamdan etkilenme.”

“Mantığın suyunu da mı?”

“Hayır, klimanın suyunu...”

“Saçmalama.”

“Ben çok ciddiyim. Klimanın dışarı sarkan hortumunu bağla tesisata, oldubitti... Geçen gün benim klimadan iki kova su aldım. Buz gibi valla… Havanın nem oranı o gün %40’tı hem de... %80 olsa, kova yetiştiremezdim.

“Nerde kullandın o suyu?”

“Ayaklarımı serinlettim, tuvalete döktüm. Sifon bozuldu da...”

“Zaten başka ne işe yarar ki?”

“Deli misin sen? Saf su o. Ütüye koy, saçlarını yıka, camları sil, kana kana iç...”

“Zırvalama kardeşim! Klimaya giren havanın nemi, soğuk metal aksama çarpınca suya dönüşüyor. İçersen, ağır metal zehirlenmesi yaşarsın.” 

“Yapma ya! Sahi mi söylüyorsun? Kaç bardak içersem zehirlenirim?”

“Birkaç bardak içmen yeter sanırım.”

“Emin misin? İnanmıyorum.”

“İster inan, ister inanma. Keyfin bilir.”

“Zehirlenmenin ilk belirtileri neler peki?”

“Saçmalamak, kafa kaşımak, belden düşen pantolonu sürekli yukarı çekiştirmek...”

“Oh be rahatladım. Neyse ki bende öyle belirtiler yok henüz. Yok değil mi?”

“Şu an kafanı kaşıdığının, pantolonunu çekiştirdiğinin farkında değil misin?”

“Orası doğru ama kesinlikle saçmalamıyorum...”

“Sulu herifin tekisin sen.”

“Su zammına kafayı takmışsın ama su gibi boşa akıttığın zamanın maliyetini hiç hesaplamıyorsun.”

“O hesap nasıl oluyor?”

“Çok kolay. Ülke için kendini feda edenleri ve taraftarlarını eleştirmek için harcadığın zamanları topla yeter. Bugüne kadar kaç yıl etmiştir?”

“Üç-beş yıl etmiştir sanırım.”

“Peki, bunu daha da arttırmaya kararlı mısın?”

“Neden arttırmayayım ki? Eleştiri hakkımdan asla vazgeçmem.”

“Yakalandın işte bak! Eleştirdin de ne değişti?  Su gibi boşa akıttığın zamana, sen de sürekli zam yapmadın mı bunca yıldır. Yaşam maliyetin artmadı mı? Ömrün boşa tükenmedi mi? 

“Ne zammı? Ne maliyeti? Eleştirdim diye cebimden para çıkmadı ki.”

“Para da girmedi ama. Elde etme olasılığını hiçe saymak, elde olanı kaybetmekten betermiş, şimdi adını hatırlayamadığım bir filozofun dediğine göre.”

“Uydurma şimdi! Kimmiş o?”

“Beni yalancılıkla mı suçluyorsun? Seni kınıyorum.”

“Hatırlamadıkça buna hakkın yok. Sana üç saniye süre... Üç-iki-bir-sıfır… Koca bir sıfır…”

“Üç dakika süre verseydin, kesin hatırlardım.”

“Sana üç yıl da yetmez. Palavracılığını kınıyorum.”

“Bak, sen de beni kınadın.”

“Evet, öyle.”

“Esefle mi kınadın?”

“Hayır…”

“Benden nefret ediyorsun galiba.”

“Ben kimseye nefret duymam. İçimde kin biriktirmem çünkü.”

“Son derece tutarsızmışsın yahu. Az önce devletin tasarruf etmesini isteyen sen değil miydin? Birey olarak yapamadığın bir şeyi neden devletten bekliyorsun?”

“Parayla nefreti nasıl kıyaslayabilirsin?”

“İkisi de biriktirilebilir şeyler ama.”

“Kafam karıştı valla, bütün bunların su zammıyla ne ilişkisi var yahu?”

“Su hayat demektir. Suya değer vermeyen, bedelini ödemekten kaçınan, hayatı anlayamaz.”

“Suya değer vermediğimi kim söyledi sana?”

“Sen tabii ki… Küçücük bir zammı bile çok görmedin mi biraz önce? İnsan değer verdiği şeyi ucuzlatmaya çalışmamalı.”

“Bir kaşık suda boğmak lazım seni… En temel ihtiyaç bu, parasız kullandırılmalı kesinlikle.”

“Devletin zamları çözüm üretmek içindir.”

“Zamlar olmasa, hayatım kördüğüm olmazdı. Dolayısıyla çözüme de gerek kalmazdı.”

“Sizin gibilere de yaranılmıyor arkadaş. Daha ne yapsınlar?”

“Ekonomiyi bozmasınlar yeter.”

“Ekonomi çok iyi...”

“Hangi ekonomi iyi?”

“Devletin ekonomisi…”

“Halkın ekonomisi ne olacak peki?”

“Herkesin ekonomisi kendine.”

“Halkının ekonomisi bozulan devletin iyiliği kaç vakit sürebilir?”

“Yahu birader, birden aklıma geldi, sizin binanın bodrumunu su basıyordu, nedenini bulabildiniz mi?”

“Evet, sonunda bulduk. Bizans döneminden kalma bir su dehlizi geçiyormuş tam altımızdan. Yeni AVM’nin inşaatı sırasında onun ağzını betonla kapatmışlar. Gidecek yer bulamayınca, su bizim bodruma yönelmiş.”

“İzolasyon yaptırın.”

“Mecburen yaptıracağız. Anlaştığımız firma ‘İzolettin’ adında bir malzeme kullanacak.”

“O işe yaramaz, siz ‘Sukesolettin’ uygulattırın oraya.”

“Adını ilk kez duyuyorum. Sen kullandın mı?”

“Hayır ama televizyonda reklâmını çok gördüm.”

“ ‘İzolettin’in bir kötülüğünü gördün mü peki?”

“Hayır ama onun televizyonda hiç reklâmı yok.”

“Ben, firmanın verdiği garantiye bakarım, gerisine karışmam.”

“Her neyse... Biliyor musun? Ben Bizanslıları hiç sevmem.”

“Neden? Televizyona hiç reklâm vermedikleri için mi?”

“Ondan değil, İstanbul’un altını köstebek yuvasına döndürmüşler herifçioğulları. İnsan huzursuz oluyor. Ya oralara saklanmış altın varsa…”

“Surların bu kadar kilometre dışında altın mı saklanır?

“Dilim, damağım kurudu, bir bardak su versene. Aman ha soğuk olmasın!”

“Ne o? Klima suyu vermemden mi korkuyorsun? Sen değil miydin övgüler sıralayan?”

“Hâlâ aynı fikirdeyim. Tamam arkadaş, nereden olursa olsun, soğuk su olsun... Bugüne kadar saçmalamadığıma göre korkmadan içebilirim.” 

“Benden günah gitti öyleyse!”

“Şimdi hatırladım.”

“Neyi?”

“Filozofun ismini... Sprio Walkskovich...”

“Saçmalıyor olmayasın?”

“Saçmalıyor muyum? Su kalsın, ben gazoz içeyim.”

  

Ali Sefünç

Bir önceki yazı