Ali Sefünç

 

  Anasayfa     Biyografi     Basın    Güncel Yazılar    Fotoğraflar     Prof. H. Pokus'un Günlüğü

Prof. H. POKUS'un Günlüğü -3-"Temizlik"

 

İstanbul’un gece hayatını seviyorum, haftanın 3 gecesi bardayım. Bazen de türkü bara gidiyorum. Orada tanıştığım insanlar, Batı tarzı barlardaki insanlara benzemiyor. Daha duygulular. Tek duyguyla yetinmiyorlar. Üzüntüden mutluluğa, halaydan kavgaya geçiş süreleri çok kısa. Bir türkü süresi kadar… Acı duyarak mutlu oluyor gibiler. Mutsuz değilim ama onlar sayesinde derdim yokken de ağlayabiliyorum artık. Tuhaf, ağladıkça içim rahatlıyor, daha çok ağlamak istiyorum. Ağladığımı gören bir kadın kendi ağlamasını kesip beni teselli etmeye çalıştı. Bu ülkede bakanların, başbakanların neden ağladığını çözmeye başladım galiba.
Bazı geceler arkadaşlarımı eve çağırıyorum, içkisini alan geliyor. Bir de zamanında gitmesini bilseler! Üstelik evi çok dağıtıyor ve kirletiyorlar. Gitmeden önce ortalığı toplamaları gerektiğini söyledim ama işe yaramadı. İçlerinden biri, “Bu iyiliğimi unutma,” diyerek bir temizlikçi kadının telefon numarasını verdi. Ertesi gün temizlikçi kadını aradım, şivesi değişikti, anlaşmamız uzun sürdü.
İstediği fiyatı duyunca dudağım uçukladı. Günlüğü, 175 liraymış. Buna 25 lira yol parası eklemeliymişim. Cumartesi günleri gelmesini kararlaştırdık. İlk Cumartesi günü sabah erkenden kalktım ve temizlikçiyi beklemeye başladım. Neredeyse 2 saat gecikti. Bu gecikmeyi ücretinden kesme girişimim sonuçsuz kaldı çünkü o yola çıktığı saati çalışmasının başlangıcı sayıyormuş. Bitiş saati de evine varış saatiymiş, trafik yoğunluğundan gecikirse, bunun bedelini ayrıca istermiş.
Aslında bütün bunlar benim kabul edeceğim şeyler değildi ama biraz çaresizlik, biraz da merak yüzünden itiraz etmedim. Yolun neden bu kadar uzun sürdüğünü sordum. Beykoz’un bir köyünde oturuyormuş. Hemen İstanbul haritasını açtım, Beykoz’la Galata arasındaki mesafeye baktım, az değildi. Üç araç değiştiriyormuş. Yan odaya geçtim, arkadaşımı aradım, neden bu kadar uzakta oturan bir temizlikçi önerdiğini sordum. “Yakında oturanını sen bul o zaman nankör herif,” dedi ve telefonu yüzüme kapattı.
Salona geçtim, çekine çekine, “Sen neden bu kadar uzakta oturuyorsun?” diye kadına sordum. Keşke sormaz olsaymışım. “Uzakta oturan sensin, ben değilim ki!” diyerek beni bir güzel azarladı. Bu felsefi söz karşısında kafam karıştı, dilim tutuldu, cevap veremedim. Kadın susmadı, suçlamaya devam etti. Daha önce Galata’ya yakın bir semtte oturuyormuş. Biz yabancılar oralarda kalmaya başlayınca kiralar artmış, onlar da uzaklara taşınmış.
Boş içki şişelerini toplarken söyleniyordu. “Keyfiniz için para harcamayı biliyorsunuz ama bize gelince para yok,” sözü bir sataşmaydı. Çok para kazanmadığımı söyledim. “İçkiyi azalt, bizim oraya taşın, kiralar 350-400 lira, ben sana orada 50 liraya temizlik yapacak kadın bulurum,” dedi. Galata’da ev sahibim tarafından kazıklandığımı düşündüm bir an.
Temizlikçi kadın bir ara kahvenin nerede olduğunu sordu, sevindim. Sevincim uzun sürmedi, kahveyi kendisi için yapacakmış. Neyse, rica ettim, bana da bir sade kahve yaptı. Sohbet etmeye başladık. Matematik profesörü olduğumu öğrenince gözleri yuvalarından fırladı. Hükümet, dershaneleri kapatmış, özel ders alanlara karışmıyormuş. Bana bir iş teklifinde bulundu, oğluna her cumartesi matematik dersi vermemi istedi. Çocuğun başarısı artarsa, temizlik ücretini yarıya indirirmiş. Boş bulundum, teklifi kabul ettim.
Her cumartesi o çocuk ve davetsiz misafir üç arkadaşına ders vermeyi belki kabullenebilirdim ama dışarıdan yemek isteyip parayı bana ödetmeleri bardağı taşıran son damla oldu. Ayrıca o kadın her geldiğinde kafasına göre evi yeniden dekore ediyordu. Hiçbir şeyi eski yerinde bulamamak sinirlerimi yıprattı. Diş macununun ayakkabılıkta ne işi var?
Son gelişinde, “İşine son vermek zorundayım,” dedim. Yüzüme baktı, güldü, “Asıl ben senin işine son verdim,” dedi. Evine kadar gelip ucuza ders verecek bir doçent bulmuş. Seneye profesör olacak bir doçent… Adam, Beykoz yakınlarında villada oturuyormuş. O villaları biliyorum, aylık giderlerine para yetiştirmek için ek iş yapmak şart, ev kirası kadar giderleri var.
Temizlikçiyle yollarımızın ayrıldığı o günden bu yana Türklerin deyimiyle, evi bok götürüyor. Apartman görevlisinden temizlikçi bulması için yardım istedim. O bana, “Buralarda temizlikçi kadın bulmak zordur, sen en iyisi kendine temizlik hastası bir kadın arkadaş bul, onunla birlikte yaşamaya başla,” dedi. Ne yapacağımı şaşırdım. Ev davetlerine ara vermem geçici bir çözüm. Temizlik hastası bir Türk kadınla birlikte yaşamanın nasıl bir şey olduğunu kimden öğrenmeliyim, bilemiyorum doğrusu.

Ali Sefünç

Temsili Resim Ayhan Uçmaklı'ya aittir

Bir önceki yazı