Ali Sefünç

 

  Anasayfa     Biyografi     Basın    Güncel Yazılar    Fotoğraflar     Prof. H. Pokus'un Günlüğü

Prof. H. POKUS'un Günlüğü -2- "Kahvaltı"

 

Yarın kahvaltıya davetliyim. Merak ediyorum, nasıl bir kahvaltı olacak? Türkiye, kahvaltı türleri açısından çok karışık bir ülke. Her bir türünün verdiği mesaj da bambaşka. Küçük bir şehirde kahvaltı için kavurma yemeye götürmüşlerdi. Bir başka şehirde çorba içmeye gitmiştik. Mevsim kıştı, sıcacık çorba içimi ısıtmıştı, çok sevdim.  

İstanbul’a dönünce Türk arkadaşlarımı bir sabah çorbacıya götürmek istediğimde kabul etmediler. Kahvaltıda çorba içmek, kırsallığın ve fakirliğin belirtisiymiş. Onlar, Van kahvaltısına gitmek istiyorlardı, katılmak zorunda kaldım. Van kahvaltısı, ülkede bulunabilecek bütün kahvaltı çeşitlerinin bir masada sunulduğu bir tür sanki. Eksiklik aradım, bulamadım. Bence jambon ve sosis gerçekten fazlalıktı ve uymamıştı. Masadaki çeşitlerden herhangi birini reddetme şansımız yoktu. Yenmeyecek, çöpe atılacak çeşitlerin bedelini ödemeye bir anlam veremedim.

Biraz bilgi aldım, Vanlı aileler, Van’da böyle kahvaltı yapmazmış. Yapmak isteseler de, çoğunun parası yetmezmiş. Van’a tayini çıkan, ailesini büyük şehirlerde bırakan devlet memurları için yıllar önce kahvaltı salonları açılmış. Önceleri çeşit azmış. Süt, otlu peynir, bal, tereyağı gibi. Hatta oralara süt evi denirmiş. Memur müşterilerin istekleri arttıkça, çeşitler de artmış. Bu kahvaltı biçimi şimdi büyük şehirlerde moda olmuş, baş döndürücü çeşide ulaşmış.

Kahvaltının modaya dönüşmesi bana çok ilginç geldi. Belki de normal karşılamak lazım, Türkiye’de modanın bulaşmadığı konu yok gibi. Şiddet, uyuşturucu, politik ve dinsel akımlar bile modaya dönüştürülmüşse, tabii ki kahvaltının da modası olur. Bir zamanlar, büyük otellerin açık büfe kahvaltıları modaymış, şimdilerde sıradanlaşmış. 

Simit ve çayla yapılan kahvaltı çok yaygın. Poğaça ve çayla yapılan da öyle. Bir de börekle kahvaltı etmeyi seçenler var. Hepsini denedim, börekli kahvaltı çok güzel. En beğendiğim, Sarıyer böreği ama her yerde bulunmuyor. Kolböreği ve suböreği, tüm börekçilerde var. Birbirinden lezzetliler. Ama beni üzen bir özellikleri var, ne zaman yesem, midem alev alev yanıyor. Çok yağlı yapıyorlar. Sordum, hiçbir börekçi hangi yağı kullandığını söylemek istemedi. Bir tanesi ağzından kaçırdı, “Pastane yağı kullanıyoruz” dedi. Özel bir karışımmış, içeriğini bilen yokmuş, evlerde kullanılmazmış. Türk arkadaşlarım benim gibi rahatsız olmuyorlar. Türkler, midesi çok dayanıklı bir millet galiba.

Üzerine pudra şekeri dökülerek yenen böreği de çok beğeniyorum. Arasına bir şey konmayan en sade börek o. Adını sorduğumda, dükkân sahibi “Küt böreği” dedi. Ama bir müşteri, “Kürt böreği” diyerek buna karşı çıktı. Bir tartışmadır başladı, iki taraf da çok kızgındı. Eskiden herkes “Kürt böreği” dermiş, son zamanlarda “Küt böreği” diyenler ortaya çıkmış. Yaşlı bir müşteri, böreğin asıl sahibinin Rumlar olduğunu söyledi ama ismini hatırlayamadı. Hangisine inanacağımı şaşırdım. Tartışma kavgaya dönüşünce, polis geldi. Böreğimi bitirmeden oradan uzaklaştım.

Türklerin bütün kahvaltı çeşitlerini öğrendim diye seviniyordum ki, çalıştığım üniversitede ders vermeye yeni başlayan bir profesör arkadaştan cemaat kahvaltılarının varlığını öğrendim. Bu tip kahvaltılarda ne yendiğinin önemi yokmuş, ekonomik ve politik sonuçlarına bakılırmış. Cuma ve Pazar kahvaltıları diye ikiye ayrılıyormuş. Yeni işler yaratacağını uman işadamları bu kahvaltılara düzenli katılırmış.

Cemaat liderinin CD’lerini alan ve izleyen katılımcılar, bir sonraki kahvaltıda liderin mesajlarını yorumlamaya çalışırmış. Liderin konuşmasını birinin tek başına anlaması kolay değilmiş. Kahvaltılara sürekli gidenlerin cemaate bağış yapması şartmış. Bağış yapıp karşılığını alamayanların durumunu merak ettim. Bazıları batıyormuş.

Cemaat kahvaltılarına son zamanlarda ilginin azalması, profesör arkadaşı çok üzmüş. Çünkü devlet, kahvaltılara giden işadamlarına vergi müfettişi yollamaya başlamış. Hükümetten korkanlar, kahvaltılara gelmiyormuş artık, katılanların sayısı 3’te 1’e kadar düşmüş, toplanan bağışlar azalmış. O bağışlar, dünyanın çeşitli yerlerindeki Türk okulları içinmiş. Toplanan para azalınca, okullar ayakta duramazmış. Türk profesör arkadaşım, cemaatin zayıflamasıyla birlikte dünyanın eğitim seviyesinin düşeceğini söyleyince, dünya adına kaygılandım. Benden, Amerikalı işadamlarından bağış toplayıp toplayamayacağımı sordu, yardım istedi. Amerikalı işadamlarının yalnızca partilere bağış yaptığını bilmiyordu, açıkladım. “Biz de parti kurarız,” dedi. “Amerika’da mı?” diye sordum, cevap vermedi.

Türkiye’de kahvaltı seçimi yaparken ne kadar dikkat gerektiğini çok iyi biliyorum artık. Kahvaltı alışkanlıklarına bakarak, kişilerin sosyo-ekonomik ve kültürel analizlerini yapmak mümkün.  Umarım, yarınki kahvaltı klasik Türk kahvaltısı gibi olur. Peynir, zeytin, tereyağı, reçel… Belki rafadan yumurta… Ve mutlaka demlik çayı… Böylece kafam ve midem yorulmaz. 

Ali Sefünç

Temsili Resim Ayhan Uçmaklı'ya aittir

Bir önceki yazı