Ali Sefünç

 

  Anasayfa     Biyografi     Basın    Güncel Yazılar    Fotoğraflar     Prof. H. Pokus'un Günlüğü

Prof. H. POKUS'un Günlüğü -16-

"Yabancı Üzüntüsü"

 

2015'in son günü işten çıkarıldım. Rektör üzülmememi söyledi. Üniversite zaten iktidar tarafından kapatılacakmış. Kaçak çalıştığım için tazminat vermediler. Bu bir şansmış, böylece tutuklanmaktan kurtulmuşum. Hemen mutlu oldum. 
Birçok Türk akademisyen arkadaş da aynı gün işsiz kaldı. Onlar kendi durumlarına değil, benim için çok üzüldüler. Boynuma sarılıp ağlayanlar vardı. Aralarında para topladılar, zorla yan cebime sokuşturdular. Duygulandım. Ayrıca hindi ve içkisiz yılbaşı sepeti hediye ettiler. Türkler çok değişti, artık yalnızca yabancılar için üzülüyorlar. Kendi durumlarını iyi sanıyorlar. Bunu nasıl başardıklarını bilmiyorum. Acıyıp Suriyeli dilencilere sadaka veren Türk dilenci bile varmış.
Yılbaşı öncesi yayılan intihar bombacısı haberleri korku yarattı. Sokağa çıkma cesareti azaldı. Galata'da oturan kalabalık bir grubun John'un evinde toplandığını duydum. Ben de katıldım. Boşanmış orta yaşlılar çoğunluktaydı. Evin sahibi John, bir bodyguard kiralamıştı. Bodyguard elinde konuk listesiyle kapıdaydı. Kimlik göstermeyenleri ve içki getirmeyenleri eve almadı.
Politika konuşanlar yüzünden gece tatsız başladı. Kandırılanlar ile kandırılmayanlar arasındaki kavgayı John önledi. "Politika konuşmak yasak!" diye bağırdı. "Yasak" denince, en kızgın Türk bile sakinleşiyor. Yasakta mantık aranmıyor. 2015'in önemli olaylarının hepsi kötüydü.  Konuklardan biri 2016'ya, 2000 öncesi bir yıldaymışız gibi girmeyi önerdi. Bu öneri sevinçle kabul edildi. Hayal kurup geriye gidenlerin neşesi biraz arttı.
Çoğunluk, yarı tok gelmişti. Sehpaların üstünde bolca içki ve atıştırmalık vardı. Aç gelenler çabuk sarhoş oldu. Yeni yıla dakikalar kalmıştı ama kimsede heyecan yoktu. Apartman kapısında nöbet tutan bodyguard bir ara yukarı geldi. Telaşlıydı, uyarıda bulundu. Sokakta Noel Baba kılığında canlı bombalar varmış. Herkes pencerelere koştu. Sokakta yan yana duran beş tane Noel Baba gördük. Bunda korkacak ne vardı? Geyikli arabaları yoktu ama hepsi kırmızı giysili ve sakallıydı. Biz güldük, bodyguard gülmedi. "Siz hiç IŞİD'li gibi siyah sakallı, torbasından elektrik kabloları sarkan Noel Baba gördünüz mü?" diye sordu. Evet, Noel Baba beyaz sakallı olmalıydı. O an panik başladı. Pencereyi açıp, "İmdaaaat, poliiiiisss," diye bağıranlar oldu.
Bunu duyan Noel Baba'lardan biri hızla apartmana daldı. Bombayı içeride patlatacaktı sanki. Herkes saklanmak için mutfak ve tuvalete doğru koştu. Ayağım halıya takıldı, yere düştüm, üzerimden geçtiler. Bodyguard ortalarda yoktu. Bulunduğumuz kata gelen Noel Baba, "Allah için kapıyı açın kafirler, cennete gidiyoruz!" diye bağırıyor, kapıya omuz atıyordu. Ben sürünerek bir koltuğun arkasına saklanmak istedim. Saklanamadım çünkü orayı bodyguard kapmıştı. Aniden beklenmedik bir şey oldu. Mutfaktan fırlayan iki İngiliz kadın konuk, koşarak kapıyı açtı. Boşa omuz attığı için yere düşen Noel Baba'nın üzerine atladılar. İngilizce olarak, "Bizi zincirle, seks kölesi yap!" anlamında birşeyler söylüyor ve çığlıklar atıyorlardı.
Bombacı Noel Baba yerde, kadınlar üstündeydi. "Bırakın beni, boğuluyorum ulan, ben İmdaaaaaat, " diye bağırdığını duydum. Az sonra, "Durun, gıdıklanıyorum, cankurtaran yok mu, bu karılar beni elliyorlar!" sözlerini duydum. O an sesinden tanıdım, bu bizim apartman görevlisi İmdat'tı. Araya girdim, kadınları zorla uzaklaştırdım. İmdat, ter içindeydi. Takma siyah sakalını indirdi. "Şakaydı Pokus hocam, şaka. Sakın ha polisi aramayın!" dedi.
Gerçek anlaşılmıştı, İmdat ve o çevredeki apartman görevlileri, bizi korkutmak istemişler. Bazı konuklar tansiyon ve dilaltı kalp ilaçlarını kullandı. İmdat'a çok kızdım. Neden böyle bir aptallık yaptığını sordum. Tatil köylerinin havuz kenarlarında katliamcı taklidi yapan animatörlere özenmişler. Suratı kırmızıydı, ellenmek moralini bozmuştu. Yerde yatıyordu, kaldırmak istedim, acıyla inledi. Üzerine atlayan kadınlar İmdat'ın ayağını kırmıştı. Onu bir taksiyle hastaneye yolladık. Diğer Noel Baba'lar gelip özür dilediler. Yalnızca kadınları öptüler, 2-3 şişe içki alıp gittiler. İki İngiliz kadın da onların peşinden gitti. Az korktuğumu fark ettim. Giderek kaderci oluyorum sanki. Bu tür saldırılarda rehin düşme riski var. İslam ülkesinde yaşayan her Hıristiyan benim gibi yapmalı. Kelime-i şahadet getirmeyi ve birkaç namaz duası okumayı bilmeli.  
Ortalık sakinleşti. Dedikodu başladı. İki İngiliz kadının Suriye'ye geçmek için Türkiye'ye geldikleri söyleniyordu. Acayip deneyimler peşindelermiş. John şoka girmişti. Türk arkadaşlarımızdan biri onu tokatlayarak kendine getirdi. Yere devrilen eşyalar kaldırıldı, boşalan kadehleri doldurduk. Yeni yıla gireli çok olmuştu, gerisayımı kaçırmıştık.
Türk kadın ve erkekler ayrı ayrı gruplaştılar. Ben kadınların yakınındaydım. Ruh hallerini anlayamıyordum. Bazen ağlıyor, bazen eski sevgililerine küfürler ediyorlardı. Bir ara kahkaha krizine girdiler. İmdat'ı elle taciz etme fırsatını kaçırdıkları içinmiş. Bana kötü baktıklarını fark ettim, yer değiştirdim. Erkekler Türk solu, özgürlük, barış ve demokrasi konusunda kavga ediyordu. Avrupalı konukların arasına karıştım. Onların konusu İslamofobi'ydi.
Türklerden biri caz müziğinin sesini kıstı, telefonundan oryantal müzik dinletmeye başladı. Göbek atmak, Türklerin bütün üzüntülerini siliyor. Çılgınca dans ettiler. Türkçe pop şarkılar çalarken göbek atmaktan yorulmuşlardı. Bir kısmı koltuklara, bir kısmı yere oturdu. Sıra, hüzünlü şarkılardaydı. "Dönülmez Akşamın Ufkundayız" şarkısını söylemeye başladılar. Bir yakınları ölmüş gibiydiler. Suskunlaştılar. Eğlenmek için gösterdikleri bütün çabalar boşa gitmişti.

Oradan kurtulmalıydım. İmdat'ın durumunu bahane ettim, "Hastaneye gidiyorum," dedim ve sokağa çıktım. Kartopu oynayanların arasında kaldım. “Allah Allah,” diyerek birbirlerine buzlu kartopu atıyorlardı. Biri kafama geldi, beynim sarsıldı. Polis müdahale edene kadar bir apartman girişine sığındım. Sonra karşıma çıkan ilk bara girdim, cebime sıkıştırılan yardım parasını bitirene kadar içtim. Kısa zamanda iş bulamazsam, ne yaparım? Nasılsa yabancıyım, mutlaka yardım eden birileri çıkar. Türkiye’de kalıp kalmayacağım, alacağım yardımların yüksekliğine bağlı.

 

 Ali Sefünç

 

Temsili resim, Ayhan Uçmaklı'nın eseridir.

Bir önceki yazı